92406 kayıt bulundu.
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Çekinmez, sakınmaz, korkusuz (kimse), biperva
1. Hele hanımlar, şık mı şık, açık saçık ama pervasız ve uzak hanımlar.
1. Hele hanımlar, şık mı şık, açık saçık ama pervasız ve uzak hanımlar.
2. zarf , zarf , zarf , zarf , Çekinmeden, sakınmadan, korkmadan, biperva
1. Onları kimsenin görmediğine emin olunca pervasız konuşmaya başladılar.
1. Onları kimsenin görmediğine emin olunca pervasız konuşmaya başladılar.
1. zarf , zarf , zarf , zarf , Pervasız bir biçimde, çekinmeden, sakınmadan, pervasızcasına, bodoslama (II)
1. Onlar iskemlelerine pervasızca kurulur ve etrafa sıkılmadan bakarlar.
1. Onlar iskemlelerine pervasızca kurulur ve etrafa sıkılmadan bakarlar.
Telaffuz : perva:sızca
1. isim , isim , isim , isim , Sakınmama, korkusuzluk
1. Yemek saatinde, evimizin yirmi yıllık alışkanlığına meydan okuyan bir pervasızlıkla ben kapı çalıyordum.
1. Yemek saatinde, evimizin yirmi yıllık alışkanlığına meydan okuyan bir pervasızlıkla ben kapı çalıyordum.
1. isim , isim , isim , isim , Kapı, pencere vb. yerlerin kenarlarına geçirilen ensiz parça
1. Pencerenin pervazına oturup tekrar gökyüzüne baktım.
1. Pencerenin pervazına oturup tekrar gökyüzüne baktım.
2. Giysilerin yaka, kol, etek vb. yerlerine veya kumaştan yapılmış diğer eşyaların kenarlarına geçirilmiş, dar, uzun parça
3. Cilt kapağının iç tarafına konulan deri parçası
4. eskimiş , eskimiş , eskimiş , eskimiş , Uçuş
Lisan : Farsça pervāz
1. ünlem , ünlem , ünlem , ünlem , Yenilgiyi kabul ettiğini belirtmek için veya birinin şaşkınlık veren davranışlarına karşılık olarak kullanılan bir söz
Lisan : Farsça bes
pes perde, pes ses
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Hafif, yavaş sesle söylenen, pest, ince karşıtı
1. Nihayet Zehra kapıya doğru yürüyünce pesten, sevinçli seslerle söyleşerek arkasından giderler.
1. Nihayet Zehra kapıya doğru yürüyünce pesten, sevinçli seslerle söyleşerek arkasından giderler.
Lisan : Farsça pest
peş peşe, peşi peşine, peşi sıra
1. isim , isim , isim , isim , Arka, art
1. Biz kuru canımıza razıyız diye peşimizden geliyordu.
1. Biz kuru canımıza razıyız diye peşimizden geliyordu.
2. Elbisenin etek kısmı
Lisan : Farsça pes
1. isim , isim , halk ağzında , halk ağzında , isim , isim , halk ağzında , halk ağzında , Bazı giysilerin bol olması için yanlarına eklenen kumaş parçası
Lisan : Farsça pīş
1. yenilgiyi kabul etmek, pes demek
1. Evliliği sırasında altı düşük daha yapacak sonunda pes edecekti.
1. Evliliği sırasında altı düşük daha yapacak sonunda pes edecekti.
2. yenileceğini anlayıp sırtının yere gelmesini istemeyen pehlivan, yenildiğini kabul anlamına ya `pes ediyorum` demek veya hasmının kispetine eliyle vurarak işaret vermek
3. birinin aşırı kurnazlığı karşısında ancak bu kadar olur inancına varmak
1. isim , isim , isim , isim , Alçak ve kalın ses
1. Köpek gözlerinin akını çıkararak yan yan baktıktan sonra pes perdeden hırladı.
1. Köpek gözlerinin akını çıkararak yan yan baktıktan sonra pes perdeden hırladı.
1. alçak ve kalın sesle konuşmak
2. alttan alarak, yumuşak bir dil kullanarak konuşmak
1. zarf , zarf , zarf , zarf , Arka arkaya
1. Peş peşe sıralanan mizansen bozukluklarıyla, kötü okunan replikleriyle bu piyes baştan başa fiyaskoydu.
1. Peş peşe sıralanan mizansen bozukluklarıyla, kötü okunan replikleriyle bu piyes baştan başa fiyaskoydu.
1. isim , isim , eskimiş , eskimiş , isim , isim , eskimiş , eskimiş , İspanyol para birimi
Lisan : İspanyolca peseta
1. zarf , zarf , zarf , zarf , Ardınca
1. Uçaklar birbiri peşi sıra birer bomba atıp gittiler.
1. Uçaklar birbiri peşi sıra birer bomba atıp gittiler.